yağma yok / bilirsiniz
bilirsiniz acılar nasıl anlatır sizi
öfkenize boyun eğerken
çakıl taşları gibi çekilir kıyıya
ayaklarınız suya değerken
başlamak ister yeni bir şarkıya
Hüseyin Avni Dede
İstanbul'a gidip gezen dikkatli nazar sahipleri bilir. Beyazıt'ta bulunan Sahaflar Çarşısı’nın arka kapısından çıktığınızda tam kapının ağzında duran çınar ağacının dibinde gülümseyen yüzüyle sizi bir şair karşılar.
Bu şair 1964 yılından beri her gün buraya gelip bekleyen, bütün hayatını buraya adamış biri. Beklediği yıllar boyunca; şehrin ruhu ruhuna işlemiş, şehirle hemhal olmuş, bu duygularla şiirler yazmış, şiirlerini kitaplaştırmış ve kendi şiir kitaplarıyla birlikte eski paralar, tesbihler satıp geçimini ondan sağlayan bir şair.
Görenlerin meczup sandığı, uzun sakallı, giyinişi farklı, kendi halinde ve kendi dünyasında yaşayan bu şair Hüseyin Avni Dede’dir.
Şiirlerinde coşkun bir lirizm vardır. Hayatın tüm renkleri bir bütün olarak şiirlerinde bağlantılıdır. İnsanların eşitliği ve adaleti için şiirleri ve koca duruşuyla mücadele yürütür: beklemek, insanlara sevgiyle bakmak, şiir yazmak.
Hüseyin Avni Dede, çoğumuzun yapamayacağını yapmış farklı bir kişilik. O başlı başına bir duruş, bir şahsiyet. İncitmeden, ayrıştırmadan, farklılaştırmadan herkesi kabul edip haliyle ve tavrıyla sade bir duruş sergileyen bir modern zaman dervişi.
Hüseyin Avni Dede’yi anlatırken onunla birlikte kendi adı verilen Hüseyin Avni Dede Çınarını da mutlaka zikretmek lazım. Osmanlı’nın en şaşaalı ve en sıkıntılı dönemlerine şahitlik eden bir çınara, Cumhuriyet’in en şaşaalı ve en sıkıntılı dönemlerine şahitlik eden bir şair eşlik ediyor. İkisi birlikte bu meydanın sembolü olmuşlar. Yaklaşık 61 yıldır ortak bir kaderin ayrılmaz ikilisini oluşturmuşlar.
Dede ve Çınar Ağacı 61 yıldır sosyal , ekonomik ve ahlaki yönden birçok değişim geçiren Türkiye manzarasını Beyazıt’tan izleyen iki göz olmuşlardır. İkisi de ömrünü sabit bir noktada beklemeye adayan iki ulu simge olmuş; insan, şehir ve doğa üçgeninde yağmacı zihniyete karşı dik durmuşlardır. Yaşamanın inançlı bir duruş eylemi olduğuna inanarak yaşamışlardır. İkisi de şehrin kalbine uzanan canlı hikâyelerdir, can damarlarıdır; şehre ruh taşıyorlar, ölümsüzlük...
“yaşamak
iyileri ve kötüleri
ikiye bölmemektir.
ölüme çare buldum.
insanları sevmek
hiç ölmemektir.”
İnsan, şehir ve doğa en eski medeniyetlerin kuruluşundan günümüze kadar bir bütünün ayrılmaz parçaları olmuşlardır. Bu üç ayrılmaz parça medeniyet dediğimiz olguyu oluşturmuştur. Medeni bir toplumda insan, doğa ve şehir birbirini en güzel şekilde tamamlayan en önemli üç temel duruş biçimi olmuştur.
Daha çok kazanç hırsı ve doyumsuzluğu uğruna şehre her yerinden saldıran insana karşı “Yağma Yok” deyip karşı duran ve bu karşı duruşunu 61 yıldır her gün aynı yerde bekleyerek gösteren mümtaz bir şahsiyet, sessiz bir şair ve incitmeyen bir savaşçıdır Hüseyin Avni Dede.
Şehir tarihimizin evidir, mirasımızı barındırır, mimarimizi geleceğe taşır, sokakları ve kaldırımları yaşamımıza şahitlik eder. Sokaklarında yaşarız, işe gideriz, egzersiz yaparız, geleneklerimizi ortaya koyarız, yürürüz, aşık oluruz, güleriz, ağlarız. Şehir bize ölümü duyurur, türkülerle, mor güllerle, çocuksu düşlerle boyanır ve zamanı geldiğinde bizi bağrına alır saklar.
Şehir yalnızca geleceğe atılan bir adım değil, giderek birbirimizin gözlerine bakabildiğimiz, gülümseyebildiğimiz, özümüzü toparlayabildiğimiz, insan olmayı amaçlayan bir varlık olarak Tanrıyla yeniden buluşmadır.
Şehirleşme sürecini sancılı geçirmiş ve bunun tabii bir sonucu olarak birçok yönü eksik kalmış şehirlerimizde en temel eksiklik yapılan yağmalara ses çıkarmayan sessiz bir insan yığınının varlığıdır. Bir ağaca, bir varlığa, tarihi değeri olan ya da olabilecek bir yapıya sahip çıkmayan bir yığın.
Oysaki sessiz yığınların aksine bazen bir insanın sade karşı duruşu bir şehre çok büyük bir direnme gücü verebilmektedir. Şehirlerde liyakatsiz yönetimlerin tecavüzlerine dur diyebilmektedir. Belediyelerin yapboz tahtasına dönen şehir planlamalarını durdurabilmektedir.
Birçok yazımızda belirttiğimiz gibi bir şehri şehir yapan temel etken insan ve doğa sevgisidir. İnsana ve doğaya önem veren ve hizmet eden bir şehircilik anlayışı mutlu bir şekilde yaşanılabilir şehirlerin inşasında ve yaşamasında en önemli etmendir.
Bize düşen en temel vazife ayrıştırmadan ve farklılaştırmadan insanı sevmek ve şehir medeniyetine uyum sağlayabilmektir. Hüseyin Avni Dede gibi bir duruş sahibi olabilmektir.
yok/ sevebilirsiniz
sevebilirsiniz acılar derinde
acılar zamanın en körpe yerinde
daha tozu alınmamış
bir resmin yırtık köşesinde
eli boş bir sevdadan yorgun gibi
sizi sulara bırakırken
erken büyür gözlerinizin aynasında
acının ve sevdanın hasreti
yağma yok / girebilirsiniz
girebilirsiniz hem de bir sevgili gibi
sımsıcak girebilirsiniz gecenin koynuna
yeterki elleriniz ilmiği geçirebilsin
geçirebilsin artık acıların boynuna
Bugün insan, şehir ve doğa aynı zamanda güvensizlik, stres, korku, yoksunluk, sakatlama, taciz, tecavüz ve ölümdür. Bunlarla ilişkimiz değişti, düşman, yabancı, kör, dilsiz olduk.
Maalesef...